Şair, yazar, akademisyen, yeminli tercüman ve edebî çevirmen Gülşah Demirci; şiirden anlatıya, öyküden romana, denemeden incelemeye uzanan farklı türlerdeki üretimlerini sürdürürken “S’övgü Tanığı” adlı kitabı ile Enver Gökçe Toplumcu Gerçekçi Şiir Ödülü’ne layık bulunarak yeni bir başarıya imza attı. Sanatın Rotası’nda bu kez onun bu başarısına, sözcüklerle kurduğu dünyasına, dili ustaca kullanarak yaptığı çağın tanıklığına ve görsel sanatlarla da kesişen çok yönlülüğüne yakından bakıyoruz.

1.Gülşah Hocam, öncelikle bu güzel başarınız için sizi kutluyoruz. Enver Gökçe Şiir Ödülü’nü aldığınızı öğrendiğinizde hissettiklerinizi paylaşmak ister misiniz? Çevrenizden nasıl tepkiler aldınız?
Çok teşekkür ediyorum. Yazdıklarım arasında benim için özel bir yeri olan ‘‘S’övgü Tanığı’’ kitabımın, Enver Gökçe'nin adını taşıyan bu anlamlı ödüle değer görülmesi beni tabii ki çok mutlu etti ve onurlandırdı. Bu ödülü kişisel bir takdirin ötesinde Enver Gökçe'nin gösterdiği dirence, inandığı değerler uğruna feda ettiği yaşamına gösterilen kolektif bir saygının tezahürü olarak görüyorum. Düşünce özgürlüğünün baskılanmaya çalışıldığı her çağda edebiyat, önüne çekilmeye çalışılan setlere rağmen özgürlüğün kanadı olmayı bilmiştir. Çağına tanık olan, toplumsal hafızayı güçlendiren şiir de bu bilinçle özgürce kanat çırpmalıdır. Bu ödülü, şiirin gücüne inanan ve sahip çıkan, düşüncelerini bedel ödeme pahasına savunmaktan vazgeçmeyen tüm edebiyat emekçileri adına alıyorum. Şiirlerimin düşünce zeminini anlayan, kitabımı bu ödüle değer bulan seçici kurula da teşekkürlerimi iletiyorum. Çevremden de çok güzel dönüşler aldım. Tebriklerini, iyi dileklerini ileten herkese de teşekkür ederim. Özellikle gelen yorumlar arasında ‘hak edilmiş bir ödül’ görüşünün yaygınlığı beni daha da mutlu etti. Kitabımın böyle nitelendirilmesi ve takdir görmesi gerçekten çok hoş.
2. ‘‘S’övgü Tanığı’’ kitabınızın sizin için özel bir yeri olduğunu belirttiniz. Sizin gözünüzden nedir ‘S’övgü Tanığı’nı diğer eserlerinizden farklı kılan?
Bir önceki kitabımdan bu yana yaklaşık yedi yıllık bir suskunluk döneminden sonra geldi “S’övgü Tanığı”. Bu suskunluk dönemi, kulağa olumsuz olarak gelmesin; aksine üretmek açısından verimliydi benim için. Zaten edebiyat, suskunluğu da gerektiriyor bence. Çünkü belirli bir hazmetme süreci yaşayarak okuduklarını, düşündüklerini, hissettiklerini sindirmeye de ihtiyaç duyuyor insan. Çocukluğumdan beri okumaya düşkünüm, özellikle Hacettepe Üniversitesi’nde aldığım İngiliz Dili ve Edebiyatı eğitiminin de etkisiyle okumaya olan düşkünlüğüm daha çok yazmaya itti beni. İlk zamanlar ‘çocuksu bir telaş’ olarak başlayan bu yazma heyecanı ve yazdıklarını paylaşma isteği zamanla daha oturaklı bir hâl aldı. ‘‘S’övgü Tanığı’’ da böyle bir olgunlaşmanın ürünü oldu. Ben aslında bu dosyamı ilk olarak 2021’de oluşturdum, pandemi döneminin yankıları ve toplumsal olarak içinde bulunduğumuz durum şiirlerimin temelini oluşturdu diyebilirim. Süreç içerisinde dosyamı yeniledim, değiştirdim, üzerinde çalıştım. Değişim kaçınılmaz tabii, akıp giden zamanla birlikte kelam da kalem de değişiyor nihayetinde. Hâlâ da yoldayız. “S’övgü Tanığı”nı yazarken edindiğim amaç, özellikle yaşadığımız çağın gölgesinden kaçamadığımızı göstermekti. Yaşadığımız çağa tanık oldukça sorduklarım, sorguladıklarım, dert edindiklerim dolandı kalemime. Gözlerimize takılmaya çalışan bağlar, boğazımıza saplananlar, dilimizi zorlayanlar, içimizi deşip kanatanlar şiirlere dönüştü. Çağın iz düşümü yazan kişinin tuttuğu kalemden görülebiliyor. Ben de “S’övgü Tanığı”nı çağın tanıklığı olarak yazdım. Bu açıdan da kendi edebi yolculuğum içerisinde benim için özel bir yeri var.
3. Kitabınıza koyduğunuz ad da dikkat çekici ve bir söz oyunu içeriyor. Sövgü ile övgü arasına koyduğunuz kesme işareti ile neyi vurgulamak istiyorsunuz?
Söz oyunlarını seviyorum gerçekten. Yaratıcı keşifler yapmak, dilin esnekliğini kullanmak hoşuma gidiyor. “S’övgü Tanığı” da benim tarafımdan yan yana getirilmiş bir ifade. Kitabımda yer alan şiirlere baktığımızda, özellikle inanç sömürüsü, baskı, adaletsizlik, eşitsizlik, insanın aidiyet sorunu, ölüm gerçekliği karşısındaki âcizliği gibi aslında tanık olmayı istemeyeceğimiz temalar etrafında toplandığını görürüz. Bu açıdan bakınca sövgü bir isyan, bu düzen(sizliğ)e bir itiraz. Ama gördüğünüz gibi “s’övgü” içerisinde övgüyü de barındıran bir sözcük. Sövgü ve övgü arasına koyduğum kesme işareti bu iki sözcük arasında açtığım bilinçli bir yarıktır. Yüceltme ile yerme, kutsama ile isyan bir arada. Tıpkı içinde yaşadığımız, zıtlıklar dünyası gibi. Erdemlerin kişisel hırslara yenik düştüğü bir çağdan geçerken güzel kavramların içinin boşaltıldığına da şahit oluyoruz. “S’övgü Tanığı” bütüncül olarak hem bireysel hem toplumsal, eleştirel yaklaşımı yüksek ama aynı zamanda övülecek şeyleri görmemiz gerektiğini vurgulayan bir kitap oldu diyebilirim.
4. Kitabınızla aynı adı taşıyan bir şiiriniz de mevcut. Üç bölümden oluşan bu şiir Sezar’ın meşhur “Vedi, vidi, vici” (Geldim, gördüm, yendim) sözünün yankılandığı bir şiir. Özellikle bu şiirinizle neyi vurgulamak istediniz?
Kitabımla aynı adı taşıyan “S’övgü Tanığı” şiirim bizi tarihin tozlu sayfalarında bir zaman yolculuğuna davet ediyor. Bu yolculuk, Âdem’e ve Kabil’e kadar uzanıyor. Üç bölümün başında Sezar’ın Roma Senatosu’na yazılmış bir mektubunda geçen ünlü sözünün her bir kelimesini görüyoruz. “Vedi, vidi, vici’’ sözü, Sezar’ın Zela Savaşında kazandığı zaferin büyüklüğünü vurgulasa da aristokratlardan oluşmuş Roma senatosunu da küçümseyişinin bir göstergesi olarak da bilinir. Buradan hareketle, yaşamı kazanmak ve insanlığın hakkını verebilmek de bir zaferdir diyebiliriz. Bu zafere giden yolda inanç en çok kurban edilendir. İnsan yürüdüğü yolda kendine yaklaştığını sanır; hatta geldiğini, gördüğünü, yendiğini sanır. Uzaklaştığı aslında yine kendisidir. Ayrıca Sezar’ın hakkı Sezar’a vurgusu bu şiirin temel yapısında çınlıyor. Özellikle inanç sömürüsüne göndermeler yapan, savaşların, zulmün içinde insanın var olma çabasını ortaya koyan bir şiir olarak okunmalı. Aslında öfkeyle karışık bir hüzün bu çağın tanıklığı. İnsan olmanın sancısı da diyebiliriz bence. Bu şiirimde ve kitapta ara ara dini ve mitolojik öğeleri kullanarak özellikle altını çizmek istediğim nokta inanç kalıplarının birleştirici gücünden ziyade yıkıcı ayrıştırıcılığı ve bunun üzerinden yapılan sömürüyle inanç kavramının ve bazı değerlerin nasıl kan kaybettiği. Tarihten bu yana isimler, suretler değişse de okunması gereken mesajlar aynı kalmış. Aslında biraz da bunu vurgulamak amacım.
5. Görsel sanatlarla da ilgilisiniz. Diğer kitaplarınızda olduğu gibi “S’övgü Tanığı” kitabınızın da kapak tasarımı size ait. Kapak tasarımında yer alan semboller, kitabınızın içeriğini de düşününce oldukça anlamlı. Siz neler söylemek istersiniz?
Bir kitabın, kapağı da içeriği kadar önemlidir. Başlık, kapak ve içerik birbirini tamamlar. Ön kapakta yer alan göz bağıyla gözleri bağlanmış olan figür görmek isteyip de göremediklerimize ya da direkt katlanamayıp görmek istemediklerimize atıfta bulunuyor. Figürün boğazındaki çivi, konuşamadıklarımızı, susturulduklarımızı, boğazımıza saplananları anlatıyor bize. Figürün arkasında duran ayna yüzleşmeyi, üzerinde yansıma olmamasıyla da yüzleşememeyi sembolize ediyor. Yansıma olmadığı için boş bir çerçeveyi de andırıyor. Bu açıdan modern insanın ve toplumun adeta anlık bir fotoğrafını, bir vesikalığını sunar bize. Arka kapakta yer alan bir ısırık alınmış elma, anlaşıldığı üzere ‘Yasak Meyve’ye bir atıf. Yasak meyve sanıldığı gibi günahla ilgili değildir sadece. Elma, aslında bilinci, bilinçlenmeyi anlatır. Elmadan bir ısırık alan Âdem ilk kez kendisiyle, arzularıyla ve bilinciyle yüzleşir. Elmayı yiyip yememek değil, elmayla nasıl karşılaştığımız, o deneyimle nasıl bağ kurduğumuzdur önemli olan. Yaşadığımız bu büyük tecrübenin bizi inşa mı ettiğini, yoksa bizi tüketip mi bıraktığını sorgulamamız gerekir.Sonuçta toplumu oluşturan fertlerin kişisel dünyalarındaki sarsıntılar toplumu şekillendirdiği gibi, toplumsal olaylar da bireyin ruhunda derin izler bırakır. İnsan ve toplum arasındaki bu karşılıklı bağ, kesintisiz bir biçimde varlığını sürdürür.
6. Kapak haricinde kitabınızın içi de bize ayrı bir görsellik sunuyor. Gülşah Demirci’nin yaratıcı dokunuşlarını görebiliyoruz. Dize yerleşimleri, bazı sözcüklerin harf harf açılarak yazılması, epigraflar… Bu görsel zenginliğin şiirlerinizi nasıl beslediğini düşünüyorsunuz?
Yaratıcılık benim için önemli, hatta yazma konusunda beni en çok güdüleyen şey diyebiliriz. Şiir yazarken estetikten ödün vermeden anlamı derinleştirmeye özen göstermeyi hedefliyorum. “S’övgü Tanığı”nda tipografinin işlevselliğinden daha çok yararlanmak istedim. Büyük harf, araları açık ya da aşağıya dökülen sözcüklerin görsel olduğu kadar anlam üzerinde de etkisi olduğunu düşünüyorum. Mesela bazı sözcüklerin harf harf açılarak yazılması vurgu, nefes aralığı gibi farklı dinamiklere de katkı sunarak anlamı yavaşlatır, okuyanı daha çok düşünmeye zorlar. Form olarak farklılıklar denemeyi seviyorum. Bu yüzden, farklı dize yerleşimlerine yer açtım. Örneğin, Haçlı Düş Seferi adlı şiirimde bir haç işareti çıkarıyor şiir form olarak. O haçın yatay kısmı isterseniz ikili, isterseniz yan yana olarak yatay biçimde okunduğunda anlam ifade ediyor. Çoklu okumalara açık. Tüm bunlar şiiri anlam olarak da besleyebilir, derinleştirebilir.
7. S’övgü Tanığı ile elde ettiğiniz başarı için sizi tekrar kutluyoruz. Şimdi, çok yönlü üretiminizin yeni duraklarından biri Sanatın Rotası. Burada edebiyat ile sanatın hangi ortak noktalarına dokunmak, okurla nasıl bir alan kurmak istiyorsunuz?
Ben de bu güzel söyleşi için Sanatın Rotası ailesine teşekkürlerimi sunuyorum. Beni özellikle edebiyatla diğer sanat disiplinlerinin birbirine dokunduğu noktalar heyecanlandırıyor. Sanatın Rotası da bana öyle bir alan oluşturacak. Birçok şey yapabiliriz birlikte. İlk olarak, “Lirik Çerçeve” adını verdiğim bir köşeyle karşınızda olmayı planlıyorum. Sanat tabloları ile şiirin birlikteliğini göreceğiz bu köşede. Burada biraz da Sanatın Rotası’nın adına yakışır biçimde, görünenin ardında başka neler olduğuna bakmak istiyorum. Çünkü edebiyat ve sanatın en güçlü ortaklıklarından birinin, insana alıştığı şeye başka bir gözle bakma imkânı vermesi olduğuna inanıyorum. Bu birliktelik, yeni pencereler, yeni ufuklar aralasın bize.


